NE YAPMALI, NASIL YAPMALI? (Hayat Dersleri 2)

 


• Tutkunun koşullarla alakası olmaz. • Duygusal meseleler söz konusu olduğunda kitaplardan örnekler vermek işe yaramıyor. Deneyimlemediğiniz şeyler üzerinde başkalarının yaşamına değecek laflar edemezsiniz. • Başkalarının yaşamına değecek laflar etmek çok tehlikelidir. • Eşitliği bilgi ve tecrübe bozabilir. • İmam-hatipten mezun olan çocukları 20-30 yıl sonra çok büyük psikolojik sorunlar bekliyor. • İslamcıların iktidara taşınma sürecinde yaşananlar çok büyük bir travma oluşturmadı çünkü siyasal mağduriyetler her kesin başına geldi. (Ayşe, Fatma olduğun için değil belli bir ideolojik gruba ait olduğun için zulüm görmek telafi edilemez travmalara yol açmaz.) • İdeolojik haklılık/mağduriyet duygusu, kişisel kayıpları telafi eder. • İdeolojik tartışmalar, bir bastırma mekanizması olarak daima devrededir. (şu-cu bu-cu “Ahmet”i konuşmak, Ahmet’in kendisini konuşmaya engeldir.) • Batı’da sivil toplum dendiğinde anlaşılan esnaflardır. • Siyasi kararlar, toplumsal tercihleri belirler. • Âbidlikte (ibadetlere düşkünlükte) daima normal olmayan bir şeyler vardır. • Başarılı olmaya azmeden insanlarda bir açığı kapatma isteği vardır. • İdeolojik seçimler kişisel zaaflarımızı tartışmamızı engeller. • “zirvelerin uçurumları derin olur.” – Cemil Meriç • Diğerkâmlık ve fedakârlık duyguları en aldatıcı duygulardır. • Başkalarını memnun etme isteğinde büyük incinmişlikler vardır. Sürekli başkalarını memnun etme isteği, reddedilmiş, örselenmiş ruhlarda olur. • Kişisel sorunlarınızı “vatan-millet-sakarya” diyerek bastırabilirsiniz. • Toplumsal kabuller (örf-âdet), sağduyuyu oluşturur ve sağduyular güven duygumuzu tazeler. • Bütün pranga kırma hikâyelerinde, ayağımıza başka prangalar takma tehlikemiz var. • Yüksek burjuva kültürü almadan roman yazamazsınız. Kültürel ürünler ortaya çıkarmak görgüyle alakalıdır. • Devrimcilik-ülkücülük-islamcılık konjonktüreldir. Konjonktür geçince hiçbir değerleri kalmaz. • Dindarlığı güçlendirmek gerekiyordu. En zayıf tarafından saldırılınca (başörtüsü) dindarlık güçlendi. • Öğretmen çocukları anne-babalarından daha başaralı olmaya yazgılı çocuklardır. O yüzden birçoğunda travma vardır. • Anne-babalar kendi yaptığı hatalardan çocuklarını korumakta büyük ölçüde başarılı olamıyorlar. • Mutlu kız çocukları genelde babaları ile arası olanlardır. • Bir kız çocuğunun baba onayına olan ihtiyacının yerini hiçbir şey tutamaz. • Baba ile oğul ve anne ile kız arasındaki sorunlar sadece sorundur. Ancak baba ile kız, anne ile oğul arasındaki sorunlar psikolojik sorunlardır. • Yaşamdaki ilerlemeyi/gelişmeyi/tekâmülü sağlayan en önemli edim ayrılma/kopma edimleridir. • Ayrılmayı/kopmayı başarabilirsek, özgüveni ve özbilinci ortaya çıkarır. • Bastırmak, hayatta kalmak için kendimizi tamir etme biçimidir ancak bu tamirin yan etkileri vardır ve bundan kaçamazsınız. • Bütün sosyal ve psikolojik olayların temelinde güven vardır. Güven çok merkezi bir terimdir. • Bir kadın için zeki bir erkek 30 yaşından önce belirleyici olmaz. • Kadınların tikelleri yönetebilme becerileri daha fazladır. • Kadın ve erkekler, anne-babaları ile olan ilişkileri tarafından belirlenirler. • Kader zorunluluk demektir. Anne-baba kaderdir. • Mutluluk bir uyum sorunudur. Uyum varsa mutluluk olduğunu düşünürüz. O yüzden muhafazakar çevreler, muhafazakar olmayanlardan daha mutludurlar. • İnsan bilinci uyumla, dengeyle hayatta kalır ama “bu uyum kimin uyumu?” Bu uyum bizim seçtiğimiz uyum değildir. • Mutsuzluğun nedeni çatışmadır. • Birlikte olduğun topluluk ölçeğinde başkalarının isteklerine/iradelerine uyum sağladığın sürece, onlarla uzlaşmayı bildiğin takdirde mutlu olursun. O halde uyum, kendi arzularımızı bastırmakla karşı tarafa boyun eğme işlemidir. • Geleneksel ahlak anlayışında ahlaklı olmak, kendi arzularını bastırabilme kabiliyeti olmak demektir. Ancak bu aynı ölçüde hasta olmak demektir. İnsanın kendisinden vazgeçmesi çok zordur. • Her kopmada/ayrılışta biraz sarsılırız ama daima ilerlemiş oluruz. • Şeytan bize herkesten yakın olandır. O yüzden en yıkıcı duygular en yakınlar arasında olur. • Dünyadaki en yıkıcı duygu, kişinin hem kendisine hem karşısındakine zarar veren haset duygusudur. • Haset hep insanın en yakınındakine kendini hissettirir. Çünkü insana en yakınındaki kendini kötü hissettirir.


Atıf Yapılan Yazılar: Sen Hiç İstemedin Ki Dostum - https://www.yenisafak.com/yazarlar/ducane-cundioglu/sen-hic-istemedin-ki-dostum-4094 Sırr-ı Kavseyn - https://www.yenisafak.com/arsiv/2005/aralik/17/dcundioglu.html Adı Geçen Eser: Max Scheler - Hınç

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hangi Filmleri İzlemeliyim? Sinema Sanatına Giriş

Bir Hakikat Söylemi Olarak "Yalan"

Hakikat ile Hurafenin farkı ne?