Bir Hakikat Söylemi Olarak "Yalan"



DERS NOTLARI

Ejder Turan
(Bir Hakikat Söylemi Olarak 'Yalan') • Süreklilik ve düzenlilik kolay elde edilebilir bir şey değildir. Bunun için niyet, emek ve motivasyon gereklidir. • Dindar bilinç kendilerinden aşağıda ve yukarıda olanlarla iletişim kurabilir (boyun eğmeyi ve boyun eğdirmeyi bilirler) ama eşitleriyle konuşma yetenekleri yoktur. • Türk siyaseti ve akademinin en büyük problemi kimsenin eşiti olmamasıdır. İdeolojik olarak karşı cephede olurlarsa o zaman istedikleri gibi hakaret edebileceklerini düşünmüşlerdir. • Düşünme kendini halktan korumak zorundadır. • Kitle ile temas etme zaman zaman insanda kirlenme duygusu uyandırır. • “Büyük adamlar kendi hatalarını kendileri bulurlar.” – Rize Müftüsü • İdeolojik karşıtlık insanı insafsızlaştırır, adalet duygusunu zedeler. Taraftarlık insanı ahmaklaştırır. • Düşüncenin niteliğini yükselttiğinizde size düşmanlık yapacakların çoğunu ıskartaya ayırırsınız. (Düşünmenin derinliği ve anlatımdaki yavaşlık sizi ahmaklardan korur.) • Felsefi anlatım ister istemez tavşan gibi zıplamaya izin vermez. Kaplumbağa gibi yürümeyi gerektirir ama felsefenin kaplumbağası sıradan zekâların tavşanlarını geçer. Zamansal olarak ritmi daha düşüktür ama daha yoğundur. Bu da bir korunma biçimidir. • İşbirliği kötü niyetleri dışarda bırakmanın yollarından biridir. • Baskılar karşısında düşünme kendini korumak zorundadır. En tipik korunma biçimleri hukuken mükellef olmamaktır. (Hallac-Şiblî Menkıbesi/delilik) • İkinci korunma biçimi kılıç korkusudur. Kılıç korkusundan dolayı farklı görüş sahipleri düşüncelerini baskılamış ve başka kılıklara sokmuşlardır. (Farabi-İbn-i Rüşd) • Hallac’ın infaz edilmesine enden olan şey deli olarak kabul edilmemesiydi. (الحقأنا ) • Gazzali için İslam filozofu tabiri kullanılıyor. Filozof tabiri Gazzali için kâfir demektir. • Gazzali Batinîleri eleştirirken “kılıç korkusundan konuşamıyorlar” demiştir. • “kutsal olanı köpeklere vermeyin, incilerinizi domuzların önüne atmayın, yoksa bunları ayaklarıyla çiğnedikten sonra dönüp sizi parçalayabilirler” (Matta:7) Burada geçen köpekler sözcüğü neyi ifade ediyor? Resim sanatında köpekler iki şeyi temsil eder; sadakat ve şehvet. • “Eskiden hikmet (hakikatin bilgisi) ehli olmayan kişilere yasaktı. Hikmetten anlayanlar sadece onunla uğraşırdı. Filozoflar hikmet ve felsefeyle uğraşacak kişinin doğum yıldızına bakarlar. Kişinin yıldızı uygunsa onu hizmetine alırlar, felsefe öğretirlerdi. Yıldızı müsait değilse öğretmezlerdi.” – Sahaf El-Nedim • “Yasanın katı kapağı, dilin kaba giysisi altında saklı gizleri en yüksek tanrısallığın gizli ereklerini halka açıklamanın kutsal şeyleri köpeklere atmaktan, tohumları domuzlara saçmaktan başka bir şey olmadığı besbelli.” -Pico della Mirandola • Platon en yüce tözler ile ilgili olarak Dionysos’a yazarken “mektup başkalarının eline geçerse sana açmayı amaçladığım şeyleri başkaları bilmesin diye bunları bilmece gibi yazdım.” • Köpek nefis iyi ile kötüyü, değerli ile değersizi ayırt etme kabiliyetinden yoksun kişiler için kullanılır. • Hakikat ehli incinmez, incitmekten korkar. • Leo Strauss felsefede çift-anlamlılığın kasten kullanıldığını özellikle ortaçağda çift-anlamlılığa dikkat edilmedikçe felsefenin anlaşılamayacağını iddia eder. (kılıç korkusundan) • Kutsal metnin ifadeleri ussala dayanıksızlaştığında ister istemez metinlerin mü’minleri metinde birkaç dereceli anlamlar olduğu iddiasıyla “metinin zahirine bakmayın onun batınında daha rasyonel, usla çatışmayacak anlamlar vardır” demişlerdir. Bir süre sonra bu savunmacı tutum, sadece dindar bilinç tarafında değil, o metinlere reddiye yazan kişiler tarafından da üstlenilmiştir. Bu tevil işlerine ilk Mutezile başvurmuştur. Sonra Müslüman filozoflar dini ancak böyle bir işlemden geçirdikten sonra kabul edilebilir bulmuşlardır. • Tevil meselesi sadece dinlerle alakalı değildir. Bu mesele Yunan’da başlamıştır. M.Ö 5. Yüzyıl Homeros ve Hesiodos’a dair eleştiriler. (Yunan tanrılarının listelerini ortaya koyan iki isim) Tevil özellikle Homeros’u savunma ihtiyacından ortaya çıkmıştır. • Felsefe şiir karşısında (Homeros) farklı bir duruş sergileyerek, Homeros’u yıkarak bilime ve felsefeye yol açmıştır. Bunun zirvesini Platon temsil eder. • Platon şiiri mitostan dolayı devletine sokmaz ve hakikatten uzak görür. • Anaksagoras ve Demokritos Homeros yorumcusudur ve bu katmanlı anlam teorisini savunmuşlardır. • Halk Sokrates’i öldürdüğünde kılıç korkusu denilen şeyin başlangıcına ulaşmış oluyoruz. • Dindar bilinç için saçmalık yoktur. Allah için her şey mümkündür. • Bilimdeki en büyük gelişme “tanrı matematik yasalarını çiğneyemez” dediğinde ortaya çıkmıştır. (Tanrı’nın kudretinin sınırlanması) • Müslüman bilinç Tanrı’nın kudretini sınırlayamadığı için yasalılığa, nedenselliğe bir türlü inanmayı beceremedi. Bütün Sunni teoloji baştan sona nedenselliğin inkârıdır. Bu nedenle doğadaki mekanik nedenselliği kavramada aciz kalmıştır. İmkân kavramını muhayyile ile kavramıştır. • Dindar bilinç gerçekliği aşma ihtiyacıyla mucize ve keramete ihtiyaç duyar. (Muhayyilenin imkânı) • Dindar bilinç yeterli mantık ve matematik eğitimi almadığı için evrensel usu ve onun kendisine özgü yasalarının olduğunu anlayamıyor. • Hiçbir istidlal muhayyileyi ikna edemez. Geniş halk kitlelerini asla usla yola getiremezsiniz. Akıl ancak eğitilmiş zekâyı etkiler. Şairler, sufiler, peygamberler bu nedenle usa başvurmazlar. • Ticarette, siyasette esas olan sonuçtur.
• Muradı eda etmenin yolları üçtür; hakikat, mecaz ve kinaye. Hakikat; sözcük kendi anlamında kullanılırsa buna hakiki anlam denir. (göz/görme organı) Mecaz; kelimenin hakiki anlamında kullanılmasına mani bir engel varsa bu kelimenin mecaz anlamdır. Hakiki anlamda kullanılmasına mani iki gösterge olmalı; bir aklî gösterge, ikici lisanî gösterge (araba uçtu) Kinaye; hakiki anlamın kastettiğine mani dilsel ve ussal bir engel zikredilmezse kinaye vardır. • Dilsel ve akılsal mani varsa mecaz, dilsel ve akılsal mani zikredilmezse kinaye • Kutsal kitaplarda kinaye kullanıldığında ifadenin hakiki mi mecazi mi olduğuna karar verilemez ve çok tehlikelidir. (Huri-altından ırmaklar akan köşkler) • Kılıç korkusu bir edebi sorun değil/anlama sorunu değil, anlatma ve korunma sorunudur. • Şairlere savaş açmış Platon’u eleştiren Aristoteles “Sairlerin sözüne benzer boş sözler” söylemekle suçlar. • Aristoteles insanların muhtelif mertebelerde olduğunu ve onlara aynı türden delil getirme ve aynı türden anlatımlar kullanmanın doğru olmadığını söyler. • Niye bazı insanlar şiir beklentisi içindedirler? İbn-i Rüşd “bazıları ise şairlerin tanıklığını talep ederler” sözünü şöyle şerh etmiştir; “bu insanların hayal güçleri düşünme güçlerine galebe çalmıştır.” • Hakikatin bilgisi daima seçkincidir. • Felsefe çift-anlamlılığa Sokrates’ten sonra ihtiyaç duyar. • Ön-Sokratikler felsefelerini şiirle anlatmıştır. • Aristoteles asla lugaz ve rumuz kullanmamıştır. • “Kullandığı üslup bakımından Aristoteles’in yazıları üçe ayrılır. Özel yazılarında ayrıntıdan uzak, kısa ve özlü bir üslup kullanmıştır. Yorumlarında kapalı ve dolambaçlı bir üslubu tercih etmiştir. Mektuplarında ise bu konuda uyulması gereken açık ve kısa ifade kuralına sıkı sıkıya bağlı kalmıştır. Aristoteles neden kapalı üslup kullanmıştır; 1-Öğrencinin öğrenmeye yetenekli olup olmadığını anlamak 2- Felsefeyi herkese değil sadece ona layık olanlara yaymak 3- Zor olanı anlamak için zihni yorarak eğitmek “ – Ammonius Sakkas M.S 2 • “Felsefe neden kapalı bir üslup kullanır 1- Hikmetin sırlarının ehil olmayan birileri tarafından öğrenilmesini engellemek çünkü böyle biri hikmetin sırlarına vakıf olarak onları birtakım kötülükleri gerçekleştirmede araç olarak kullanabilir. 2- Hikmet aşığı olan birinin onu elde etmek için gösterdiği gayrette gevşeklik göstermemesini sağlamak 3- Öğrencinin derinlemesine düşünmesini sağlamak (öğrenci sadece hikmetle meşgul olsun malayani işlerle uğraşmasın)” (bu maddeleri hocanın önerdiği ilk 5 film ile birlikte düşününce bir bütünlük oluşuyor sanırım!) • Büyücüler sınıfı halkın birbiriyle inançlar üzerinden bir arada bulunması işlevi görür. Doğum, ölüm, evlilik, bayramlar aracılığıyla bu milli birlik ve beraberliği korumaya çalışır. Toplumsal birliği sağlamak için gerekli olan şey genel kanılardır. Fakat felsefe yola hep sağduyuyu eleştirerek, bu genel kanılarla çarpışarak yola çıkar. • Sürüden ayrıldığınızda sizin bağımsızlığınız sürüye esaretlerini hatırlatır. Onlarda dağılma\çözülme duygusuna yol açar. Bu yüzden sürüden ayrılanları şiddetle cezalandırırlar. Oysa düşünce hep bu ayrılıklar sayesinde olmuştur. Filozofların karmaşık dil kullanmalarının nedeni eğitimsiz kitlelerin yol açtığı öfkeden uzak durmaktır. • Hakikat özü gereği katmanlı olmak zorundadır. • İmge yerine kavramlara başvurursanız bütün duyusal kütle buharlaşıp yok olur. Sadece tutkulu olanlar kalır. • Kutsal yalan iddiası herkesin hakikati duymaya layık olmadığını varsaymak demektir. • Halk çocuklara benzer, zihnen hakikatle temas kurmaya yetenekli kabul edilmez. Halkın fabrika ayarları vardır. Devlet onları bir arada tutabilecek şekilde terbiye eder. (korku-zorlama-alışkanlıklar-masallar) hiçbir felsefeci bu toplumsal birliğe karşı çıkmaz. Fakat düşünce ısrarla bağımsızlığını talep edecektir. İnsan bir yanıyla toplumsal bir canlıdır fakat bir yanıyla sürüden kaçma eğilimindedir. Düşünme bu ayrıksılığı kamçılar. • İnsanlık var olduğu müddetçe duyulara bağlı olarak yaşamak zorunda kalacaktır. Bu nedenle felsefe ister istemez bir fısıltıya dönüşür. Metafor felsefenin bir anlamda saklanmasını sağlar. Öneri Eser • İbn-i Tufeyl – Hayy Bin Yakzan

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hangi Filmleri İzlemeliyim? Sinema Sanatına Giriş

Hakikat ile Hurafenin farkı ne?